Eskimez denilen istekler sıralanır.Basamaklar büyür gözünde,büyür büyür.Bakmak yorar seni.Görmek çoğu kez yarım kalır,duyuşların aksaksa.Ve bazen kapanır eller ikisinin üstüne birden.Mutlu cümleler yazarsın,hüznün dibindeyken.Başkaları okusun diye.Sen oku diye.Kendi kendine iyi gelmeye çalışırsın,çünkü bir başkasının dokunuşları kaplamaz içindekileri,yine bir şeyler yarım kalır.Uzaklara itelersin umduklarını.Uzaklara gider umdukların.
Kovalamaca yok ellerinde.Toprağın en sıcak olduğu vakitlere gömülü.Yaşadığını sananlar da bulamayacağını bilirsin ya,kelimelerin toprakta tohum olur.Rüzgarlar getirir yağmurları umduklarının gittiği yerden.Filizlenmeye başlar yeni bir hayat.
Ön sözünü yazmaya çalışırsın ya da yaşarken yazarsın.Hikayenin oluşmasını bekleme,sen yürüdükçe zaten adımların onları yazacaktır.
O yüzden sadece yürü!
Perşembe, Şubat 24
Sır
Konuşulcak bir şey kalmayınca sırlar dökülebilir masaya.İnsan beyninde dönen paragrafların belki hepsini aktarmaz ama en alıcı cümleleri söyleyebilir karşısındakine sarhoş olmadan da yapabilir bunu.Ama genelde kendilerine dair şeyler olmaz bunlar.Bir başkasının sırrıdır.Sonrasında pişmanlık duyarlar mı bilemem ama,yeter ki susacak vakit kalmasın.
Sır sen ve senin aranda bir şey olmalı.Kulağa bir kez söylendi mi,dil bin kez söyler.Kimisi taşıyamayabilir tek başına belki,yükün birazını bir başkasına verebilir ama emin olunması gereken bir şey var ki verdiğin kişi o yükü taşımaz.O da bir başkasına verir.Ve bu böyle gider.Peki sen,sırrını veren kişi,sen de yapmaz mısın bunu bir başkasına?Sende yaparsın,çünkü ben hem senin hem de onların yaptıklarına tanık oldum.
Zamanımızın bol olması ve bunu yeterince iyi değerlendirememekti sorunmuz.Kafa yorunca ve sen hiç ... yaptın mı sorularına cevap verince ne kadar çok yapmak istediğimiz ve yapmadığımız şey varmış onu anladık,2 gündür buna yoğunlaştık ve planlar yaptık.Planlar,planlar.Okulda dans ve dramaya katılacağız.İlayla ben iş bulacağız yaz için para biriktirmek lazım,Özgünün birikiyor zaten.Ve bir izmir macerası var,yapmak istediğimiz çoğu şeyi o şehre sakladık.
Ve blog aklıma gelmişken yazayım,geçen seneydi galiba bi kafede otururken garson bana sizde devrimci tipi var demiş ve chp hakkında konuşmuştuk,geçende otostop çektiğimiz arabadaki adam sizde Atatürkçü tipi var dedi.Eve gelince aynada kendime uzun uzun baktım,nasıldı yani? O profil nasıl bir şeydi?Ama onların görüşleri hoşuma gitti.
Ve blog aklıma gelmişken yazayım,geçen seneydi galiba bi kafede otururken garson bana sizde devrimci tipi var demiş ve chp hakkında konuşmuştuk,geçende otostop çektiğimiz arabadaki adam sizde Atatürkçü tipi var dedi.Eve gelince aynada kendime uzun uzun baktım,nasıldı yani? O profil nasıl bir şeydi?Ama onların görüşleri hoşuma gitti.
Pazar, Şubat 20
Günümüze ve bana dair gibi
Pastel boya kutularımı buldum,çekmeceleri karıştırırken.Üstündeki kağıtlar soyulmuş,kimisi parça parça.Alacaklı gibi duruyorlar.Onları küçükken çok yormuş olmalıyım.Ve kapatıyorum kapağı.Kutunun içinde hareketlenmeler başlıyor,kıpır kıpır içindekiler.Anlıyorum ki renkler seslere dönüşüyor,sesler sözlere.
Birkaç cümlelik notlarımı buluyorum,geleceğe dair yazılmış.Ne olmak,ne yapmak ve nerde olmak istediklerime dair.Bir kaçını gerçekleştirmiş olmanın mutluluğuyla şarkı söylemeye başlıyorum.Yaptığım resimler canlanıyor,etrafa boyalarını saçıyorlar.Duvarlar renk renk oluyor,duvarlar içine hapsolmuş sesleri boyuyor.Siz göremezsiniz ama ben görüyorum onları.Gözlerim kamaşıyor.
Biraz daha altını üstüne getiriyorum çekmecenin.Altta kalan çoğu şey daha iyi diye düşünüyorum,insanlar ve ben hayatımızın altını üste getirmeyi bazen denemeliyiz diye düşünüyorum.
Bir fotoğraf çıkıyor,yırtık ve tozlu.Günümüzün adım atış şekli gibi.Bir arkadaşım ve ben.Eski bir arkadaşım ve ben.Zaman nesneler kadar insanları da eskitiyor.Yüzünü hayal etmeye çalışıyorum ama beceremiyorum.Yüzünü bir kalıba sokamıyorum.Belki de onu küçük burnu,çilli yüzü ve kısa saçlarıyla anımsamak daha güzel olur diyorum.Doğum günümde bana aldığı şemsiyeyi açıp altına oturuyorum.Bir şeyler dökülüyor kafama,saçıma bir dokunuyorum,ellerim anılarla dolu taşıyamıyorum.Yüzü gibi unutulmaya yüz tutmuş.En iyisi şemsiyeyi kapatmak diyorum.Kaçıyorum,günümüzün aşk anlayışı gibi,gerçeklere sırt çevirişi gibi,bencilliğe tutunuşu gibi.
Daha fazla kurcalamıyorum çekmeceyi.Nasılsa orda diyorum,nasılsa açar bakarım.Günümüzün hayalleri bekletişi gibi,mutlu olmaya üşenişi gibi,yağmur yağarken tohumları ekmeyişi gibi.
Cumartesi, Şubat 19
DUYDUM BİR RENK hışırtısı rüyamda..
kimsecikler yok burda.nereye doğru gidebilirim diye düşünüyorum sadece.Çalılar var sıklıkla,sanki arkalarından çizgi film kahramanları çıkacakmış gibi.Öylesine kandırmaca dolu ama öylesine renkli.Kelebekler var şimdi,kıskanıyorum onları.Hem kokularını hem vurdumduymazlıklarını.Aslında ben de güzel kokarım,bahar gibi.O zaman beni kim kıskanır?
Rüzgar dansa davet etti beni,gözlerim kapalı,püskürüyorum bulutlara kelimelerimi.Yağmur olup düşüyor toprağa ve bir çiçek büyümek için acele ediyor.Kokusu benim gibi.
Yeşil inatlaşıyor benimle,oysa değiştirmeyeceğimi biliyor.Siyah-beyaz görüntüler gerçekleri hem açığa vurmasını hem de saklamasını iyi biliyor.Diyorum ona,senin yapraklarında damla olmak yerine onlar toprağa düşüyor.Ve biz basıp geçiyoruz üstlerinden.Ama onlar değil,canı yanan bizleriz.
Bir fotoğraf karesine hapsetmiştim sesini.Uğultular arasından seçmeye çalışıyorum.Kahkaların gıdıklıyor beni.Anılar acele eden çiçeğin tomurcuklarına düşüyor şimdi,aniden,kaydılar elimden.
Sayıları atlayarak saymayı severdim,neleri kaçırdığımı bilmeden.Üçten yediye atlarken,bana vaadedilen şansları kırptım,kırptım.Bana göz kırpmalarına izin vermedim.ama kimseyi suçlamadım kendimi bile.
ağaçlar en sevdiğimiz şarkıyı söylüyor.
Görüntüler bulanıklaşıyor
Kaybolmaya başladılar
ağaçlar şarkı söyleyince ben uyanıyorum seslerine..
Gri bir kent,kırmızı ışıklarda soluklanan arabalar ve insan gürültüleri.Yeşili az kiri çok bu keşfedilmeyi bekleyen sokaklara aidim oysa ben.
Cuma, Şubat 18
BENCE;
- hayatımda hiç hüzün yok çok mutluyum diyen insan yalancıdır.Bir insan nasıl kesintisiz mutlu olabilir?
- Herkes El Lobo isimli filmi izlemeli çünkü günümüz Türkiye'sinde niçin terörün bitmediğinin cevabını bulabilirsiniz.Bir yazı yazacağım bununla ilgili.
- Tatil sonrası toparlanmak cümlesi ne saçma bir cümledir.Sen zaten okul veya iş hayatından kısa bir süreliğine ayrılırsın ve toparlanırsın.
- Mehmet ali erbil,hülya avşar,petek dinçöz ve özellikle de seda sayan bu topraklardan sürülmeli.
- Kahve ve browni intense ikilisi süper.
- Bazı blog yazarları sanal alemde kimlik yaratmış kendilerine.Bazılarının kelimelerinden kibir akarken bazılarıysa saçmalıyor.
Perşembe, Şubat 17
Çarşamba, Şubat 16
Geçen yıl hazırlıktayken dönem içinde yüz puanlık tek sınav vardı ve ben ikinci dönemin o sınavında okuma parçasını okurken gözlerim dolmuş ve ağlamaklı soruları cevaplıyordum.Parçada doğuştan gelen bir hastalığı olan çocuğu anlatıyordu,zamanla görme yetisini kaybedecekti,zaten küçük yaşta olmasına rağmen az görüyordu.Ve ailesi onun dünya güzelliklerinden mahrum kalmaması için dünya seyahatine çıkımaya karar veriyorlardı.Çocuk o kadar korkuyordu ki bu geziden zor ikna ediyorlardı ama çok güzel bir yolculuktu onun için.En son Japonya ya geldiklerinde-yanlış hatırlamıyorsam- çocuk artık tamamen körleşiyordu ve evlerine dönüyorlardı.
Salı, Şubat 15
Kırılgan eylemlerin,şahsına yapılmış haksızlıkların bir sonucu belki.Verdiğin tepkilerin, vermeyi istediğin tepkilerden farklı olması kabul edilebilir bir durum benim için,ama senin için değil.Çünkü içindeki ışıkları söndürürsen karnın ağrıyabilir.
Basite indirgediğin değerlerin gün gelir senin için anlamı çok büyük olabilir.Çelişki attığın adımlar kadar gerçek.Soyut düşüncelerin kaleme alınamayacak kadar ağır.İşin zor kısmıdır anlatmak,bunu yaşamamış ve seni anlayabildiğini söyleyeceklere anlatmak.
İşte onlar tarafından işgallere maruz kalan kulaklarının sağır olması da kabul edilebilir bir durum benim için ve bu sefer senin içinde.Çünkü senin dışından gerçekleşen eylemlerin benimsenmesi,kendi içinde gerçekleşenlerden daha az acı verir.Nedenini biliyorsun sorma o yüzden.Sen demedin mi?
Benim canımı benden daha fazla kimse acıtamaz.
Haklıydın.
Pazartesi, Şubat 14
İki Sokak Ötede
İnsan ilişkileri sayfaları eksik ucuz bir roman gibi.İyi başladığını düşünürsün sonra sıkar seni ve eksik sayfaları görünce bırakırsın okumayı.
İyi niyet göstergesi değildir çıkarlarına bürünmüş gülümsemeleri.Küçük yalanları önce kendi hesaplarına,kandırmaları kendi adlarına ve sonra sıra sana gelir,senin hesabına.
İnsan düşmanı değilim aslında tam aksine içimde veremediğim sevgiler yığını var.Ama toplum seni ‘kötü bir insan ol,çünkü diğerleri bunu hak eder’ diye şekillendiriyor.
Ve hayatta insanı yalnızlaştıran bir sahtelik var.Biliyorum çok takılmamam gerekir bu durumlara.Alışılmış şeyler benim için.Yine bir adım daha uzaklaşıyorum biraz daha geri çekiliyorum.Ama asla çizginin dışında kalıp hayatı seyretmem,sadece yönümü değiştirdim o kadar.
İki sokak ötedeyim,o kadar.
Pazar, Şubat 13
İhlal edilmiş kurallar bütünü.Biraz sessiz olsaydım duyabilirdim dışardakileri.Ne önemi var dünü hatırlatmanın penceredeki kuşa.O da bilir çünkü sen büyürsen ayrılıklarda büyür.
Tırnaklarına dolan kirler gibi gözleri.Bazen gölgelerine bile tahammül edemezken nefesleri tenimde.Bir gün batımı yalnızlık daha çok sever beni ve ben de onun adını.
Tanımadıklarım daha yakın bana,tanırsam biliyorum azalır sevgiler.O yüzden şimdilik bana adını söyleme.
Bir yol boyu kırıntılar,kimin buna daha çok ihtiyacı var?Bilirim,o yüzden üstlerine basmadan geçebilirim.
Kaybolursam bir gün eğer,bana şarkılar söyleme.Ne sesinize tahammülüm kaldı ne yalan yanlış gözlemlerinize.
Uzağımda olursan daha rahat nefes alabilirim.
Cuma, Şubat 11
TEHLİKE VAR : APTALLAŞMAK
Türkiye de herkesin kolayca yapabileceği bir eylem.Peki ne tarafından televizyon.
Eğer tv nin açılımını yapacak olursak ben bunu tehlike var diye açarım ve durum da bunu göstermekte.
Öncelikle kıt zekalı senaristlerin meydana getirmiş olduğu diziler insanların düşünebilme yeteneklerine zincir vurmuştur.Çünkü ne mantıklı bir kurgu var ne de izlenebilecek bir oyunculuk.İnsanların zamanlarının ve beyinlerinin sömürülmesinden başka bir şey değil bu.Televizyon izlenmesin diye bir önermede bulunmak bir bakıma yanlış çünkü çoğu insanın genelde (orta sınıf ve ekonomik düzeyi daha aşağıda olan ailelelerin) akşamları yapabilecekleri pek fazla bir şey yok.Olmayabilir de zaten.Sadece niçin kaliteli ve izlenmeye değer şeyler yok bu kutuda?
Diziler insanları gözü açık uyutmaktan başka bir işe yaramıyor.
İnsanları psikolojik açıdan da etkilemekte.Dizilerde gençleri özendirici o kadar saçma sapan sahneler var ki.Biz farkında değiliz ama onları bilinçaltımıza atıyoruz.Çocuklar duymasın dizisini haftada iki güne çıkartmışlar ve bu resmen müjde olarak veriliyor.Küçük sırlar dizisinin hala gösterimde olduğuna inanamıyorum.Ya bu insanlar biz burda ne saçmalıyoruz demiyorlar mı?Ha birde Osman var tabi ki.Bu dizi içinde şunu söyleyebilirim Osman'a artık sinir oluyorum.Küçük bir çocuğun sevimliliği insanları kendinden geçirdi.Geçenlerde haberde bir kadın ağlıyordu ne için? Osman için!
Rahatsız olduğum bir başka konuysa bu tvlerdeki tartışma programlarının bilmem gecenin saat kaçında olması.Tabi sen uyut dizilerle insanları sonra kapansın tv ve siz izlenmeye değer bu programları tvlerin kapalı olduğu saatte verin!
Yemekteyiz ve evlendirme programlarına hiç girmiyorum zaten,aslında çok küfür eden bir insanım ben ama bloğumda yer vermek istemiyorum.Çünkü bu programları küfürle tanımlayabiliyorum sadece.
Sonra haberleri izlesen,her biri bir şeyi empoze etmeye çalışıyor insanın kafasına.Zaten taraf olmaya çok meyilli bir toplmuz ya herkes kanalınıda belirlemiş kendince.Ve herkesin kendilerine göre doğruları da inanç haline gelmiş.
Bunlar amerikanın oyunları diye bitirmeyeceğim elbette (heheh).Türkiye nin ahlaki yapısına ve geleneklerine ters düşen çoğu dizinin bulunması ve can sıkıntısından arada bir baktığımda ekranın ötesindeki aptallaşmış,yozlaşmış ve oyunun parçası olmuş kişileri görmek gerçekten üzüntü verici.
Salı, Şubat 8
Geçenlerde pencereye sırtüstü uzanıp dışarıya tersten baktım.Sonra aklımdan,toprak ve ağaçlar üstümüzde,mavi ve pamuk şeker gibi görünen bulutlar altımızda olsaydı diye geçirdim.Yeşil bu sefer hiç zarar görmezdi ve aşağıya doğru büyürlerdi diye düşündüm.
Ama biz maviyi siyaha boyamasını bilirdik.Göçen bulutlara yeryüzünü dar ederdik.O zaman gökten yağmur yerine taşlar yağardı,irili ufaklı.
Pazartesi, Şubat 7
TARİHSİZ TAMLAMALAR
Öylesine bir yol değil bu.Çizdiğim zikzaklarda soluklarım renk değiştirir oldu.Yapboz parçaları gibi her biri bir yerlerde olan yaşanacak vakitlerim,bilirim ki tesadüfler yoktur,yalnızca bekletir oldu beni.Neye cesaret edeceğimi bilemezken henüz, hayat beni arkadan ittirir oldu,oysa ben de adımlarımı atabilirdim ama şimdi değil dedim.
Levhalara ihtiyacım yok,bir insan da olamaz ihtiyacım.Bu bana ait bir şeyler olmalı.Beni tamlamalı.Ama nasıl?Ya da bir insan mı yanıma alacağım,beni tamlayacağına inandığım.
Notlar alamam sürekli kendime dair,ışıklarım yetmez buna.
Hem kendinle sohbet edemezsin değil mi?
Cuma, Şubat 4
ALIŞVERİŞ ÇARESİZLERİ
Hukuk dersinde hocamın anlattığı konuyla alakası olmayan bir tamlama bu başlık.
Alışveriş çaresizleri,ne çok insanı barındırıyor içinde,avmlerden dolup taşan...Başkalarının eski deyip bir köşeye fırlattıkları bir başkasının ihtiyaçlarını karşılamakta.İhtiyacımızdan fazlasını tüketmeye bayılıyoruz.Kimisinin çok parası varken kimisinin yeterli parası yokken-yinede- lüks yaşamayı seviyoruz.Oysa bilinçli birer insan olsak hem dünya daha yaşanılası olurdu hem de çoğu insanın hayat koşulu daha iyi olabilirdi.Hem yeşili tüketiyoruz hem kendimizi.
Kıyafetlerde ve teknolojik aletlerde insanların bilinçaltına işleyen reklamlar ve markalar,-değerinin o kadar olmadığını düşündüğüm şeyleri-bireyleri daha çok almaya zorlamakta.Direnebilene aşk olsun.Şu anda geldi aklıma George Orwell ın Aspidistra diye bir kitabı vardı,kitabın kahramanı Gordon Comstock kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü rekalmcılıktan kaçmaya çalışmaktaydı ama geçirdiği süreç çok zorluydu.O yüzden bundan kaçış olmadığını biliyorum ama en azından aza indirgemekte fayda var.Eşyalarımı eskiyinceye kadar kullanmayı seviyorum,kullanılamayacak duruma gelene kadar kullanmayı.Ve avm ye girdiğimde de kaybetmiyorum kendimi en azından makul şeyler alıyorum ve paramı biriktiriyorum,bir kıyafete ya da telefona fazla para vereceğime bu parayı bir bilet almak,gezmek vs. için kullanıyorum ne olursa artık..
Çaresiz olmaya da gerek yok değil mi?
Bu arada hukuk hocamızın kredi kartı yok.Çok fazla seviyorum o insanı.Okullar açılsada görebilsem.
Çarşamba, Şubat 2
KOKU
Bir kente ya da insana yaptığım yolculuklarda parfümümün hepsini bitirmem bırakırım mutlaka dibinde.Çünkü kokular bana hep onları hatırlatır.Bir nevi fotoğraf işlevi var hem de daha fazla hissederek.Bir fıs yetiyor sonra yine aynı sahneler ve sonra geçiyor..
Şimdiki zaman geçmişteki saatlere tanıklık etmenin mutluluğunu yaşıyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




