Salı, Mayıs 17

Memleket Sıkıntısı

IMF başbakanının tutuklanıp cezaevine gönderilmesi haberini izleyince ne zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazıyı yazmaya karar verdim.Aklımda çok fazla olay olduğu için biraz karışık olacak yazım.
..
İnsanların bahsettiği eşitlik vardır ya hani hepimiz eşitmişiz öyle bir şey yok elbette.Çünkü tüm toplumlarda zengini,yoksulu,akıllısı,engellisi,güzeli,çirkini,okumuşu,okumamamışı hep bir aradadır,işte eşitsizliğe(ama neye göre ve hangi?) insanlardaki zıtlıklardır engel olan.Dünyaya nasıl doğduğuna ve sonrasında sana ve aslında daha çok şeye bağlı.Ama tartışmak istediğim şey bu değil.Benim eşitlikten anladığım hukuk önünde eşitliktir.İnsanın kim olduğunun önemi olmadığı tek yerdir mahkemeler bana göre.Bir bakanla ilkokul mezunu bir adamın eşit olduğu yerdir.Bu adamın tutuklanması bu eşitliği gösterir,hukukun var olduğunu gösterir.-Belirteyim,açıkçası bende komplo olduğunu düşünüyorum bu olayın-.Bu olay Türkiye de yaşansaydı ne olurdu,o uçak durdurulur muydu?Tabiki hayır.Ülkemdeki en büyük eksikliklerinin en başında,bizde hukuk yok.
Ve Türkiye'de yaşanan vahim olaylardan bahsetmek istiyorum.
''Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz, daha ne yapalım? Müteahhit şirketlerin yanında çalışmaya devam edeceksin''diyen bir bakan(!) var bu memlekette.İnsanların engellerine sakat bakış açısıyla çıkışan bir bakan.Ya bu insanlar bakan işte,bizim başımızdakiler.Onlara da onlara oy verenlere de yazıklar olsun.İnsanların önümüzdeki seçimlerde bunlara oy verecek olmaları beni kahrediyor resmen.Seçimler yaklaşmasaydı özür diler miydi?Hayır.
İnsanlarını aşağılayan,koyun yerine koyan,saflaştıran,bilinçsizleştiren,taraflaşmalarına,bölünmelerine sebep olan hükümet var,ama hukuk yok.
Şöyle ki;bu memlekette kanı bozuk Öcalana sayın diye hitap eden,gebermiş teröristlerin arkasından yas tutan,yapılan operasyonlar için bu bir şiddettir diyen,kötü şeyler olacak,savaş yakındır diye tehdit eden,ülkemin doğusuna kürdistan deme cesaretini gösteren,pkkya siyasi güç verip emniyet müdürüne tokat atan insanlar var.Tüm bu olanlara seyirci kalan halk var,hükümet var.Hukuk yok.
Gariban ailelerin şehit olan gencecik oğulları var.Arkasından amaçlarına ulaşamayacak diye açıklama yapan çok.Sakinleştiricilerle ayakta durmaya çalışıp vatan sağ olsun diyen ailelerimiz de çok.Ama onların ihtiyaçlarını maddi-manevi karşılayan yok!
Eğitimsiz askerleri gönderiyorlar dağa,sonra şehit haberlerini alıyoruz.Sırf bu terör olayları için özel olarak yetiştirilmiş timlerin orada bulunması gerekir.Hafife aldıkları her geçen gün,haberler de şehit düşenleri izliyoruz.Tatmin etmeyen açıklamalar ve çözümler kimsenin umrunda değil.Memlekette ne olmuş ne bitmiş kimsenin umrunda değil ya!Hükümetin derdi tekrar başa gelebilmek,insanların derdi iş ve aş.Yoksul kesimin tabi,önce yoksullaştırılıp sonra da sadaka verilen kesimin.Saçma sapan şeylere kafa yoran gençlikten bahsetmiyorum bile.
Tevfik Fikret Küçük Asker şiirinde şöyle der;
Vatan senden hayat umar,
Sen yaşarsan o canlanır;
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yaşamaktır..
 
Bu yeni yılın ikinci yarısında insanların oyuna gelmemelerini,yaşanan 
haksızlıklara ve temeli sarsan olaylara 
kayıtsız kalmamalarını,gözlerini açıp biraz da olsa olan bitene 
ilgi duymalarını diliyorum.Sadece haberleri okuduğumda 
ya da izlediğimde Türkiye'nin geleceği için endişelenmek istemiyorum.
 
  

Perşembe, Mayıs 5

Blog Hikayesi

Mori'den gelen mim..
Lisedeyken bi defterim vardı şiirler yazdığım,paragraf paragraf gözlemlediğim konuları anlattığım.Ama günlük değildi bu yani bi kağıda hiç kendimden bahsetmedim.Sonra bi gün bi blog gördüm adını hatırlayamıyorum şimdi,müzik,sinema,film vs kategorilere ayırmış ve onlar hakkında eleştirilerini yazmış.İnanılmaz beğenmiştim ve bende kendi yazdıklarımı buraya kaydedebilirim diye düşündüm,açtım,tasarımdı şuydu buydu derken,yazılarımın içerikleri de değişti ama yinede kendimi çok anlatmadım bloğa,sonra günlerden bir gün bi baktım 100 bilmem kaç izleyicim var ama yazılarıma yorum 5i geçmiyor,yazılarıma izleyici kalsınlar istemedim,her ne kadar izleyici adı altında olsalar da,hem konuları belirli yazılar da yazmak istediğimden bu bloğa taşındım,zaten o bloğumdaki değerleri bloggerlar da hala burda,böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum,ve yazmakla-okumakla inanılmaz mutluyum.

Çarşamba, Mayıs 4

İşçi bayramını kutlamaya giderler yanlarına işçi çocuklarını almadan,
giderler daha dün onları küçümserken,daha dün kıyafetine,saçına,ayakkabısına ukala ukala yorum yaparken.
Sorun burda,başkalarının haklarını onları yanına almadan savunmak
Gösterişten başka bir şey değil bu.
Düşünce ve eylemlerdeki çelişki kadar insanları çirkinleştiren başka bir şey yok bu dünyada.
Bakıyorum da şöyle bir çevreme-durakta,beycafede,yemekhanede,çimlerde,sınıfta,fakülte girişinde- kalıplar içine girmiş herkes,dillerinde aynı cümle,kıyafetler bile aynı fabrikadan.
Doğal olan kimseyi göremiyorum.
İnandıklarını-ki şüphem var bundan-savunmak bu kadar basit değil,olmamalı.Bilmem hangi kitabın bilmem kaçıncı sayfasının yedinci,sekizinci cümleleri çim sohbetlerinde günü kurtarmamalı.

Cuma, Nisan 22

Duyularımızla İlgili Olarak;

En sevdiğim 3 görsel :Ailemle cumartesi yemek masası,raylar ve deniz.

En sevdiğim 3 koku: ikinci el,saman kağıttan kitapların kokusu,yağmur sonrası toprak kokusu ve salatalık kokusu.

En sevdiğim 3 Tat: Meyveli kek,karamel ve kivi.

En sevdiğim 3 ses:Havuza atlarken çıkan su sesi,dalgaların denize vururken çıkartığı ses ve Cenk Taner'in sesi.

En sevdiğim 3 his:Denizde sırt üstü uzanıp kulaklarına su dolarken hiçbir şeyi duymamak,seyahat edip pencereden yolu izleyip müzik dinlemek ve bahar serinliğinde çimlere uzanıp gökyüzünü seyretmek.

Perşembe, Nisan 21

Ağırlık Merkezi: İNSANIN KENDİSİ

Toplum bilincini ve kimliğini kazandığında insanın kurduğu ilşikiler daha gerçekçi olur.Çünkü mantık ve hisler şekillenmiş,yapılan tercihler ya da seçimler –iyi ya da kötü olsun- bir anlam kazanmıştır.Neler olduğunun tam olarak farkına varmadan insanlarla dolu bir daireye süreklenirsin,şuurun yerinde.
Ve insanlarla iletişim kurma gibi bir doğal süreçte onları seversin,onlara kızarsın,değer verirsin,yalanlar söylersin,onlar için üzülürsün,onlar adına üzülürsün,onlardan nefret edersin,kaçarsın,saklanırsın, ,onlar için ağlarsın,onlarla kavga edersin,,onlara hediyeler verirsin,sarılırsın,şarkılar yazarsın,şiirler yazarsın,selam verirsin,yemek yaparsın,onları öpersin,üzersin,ağlatırsın,ayaklarını yerden kesersin,onlar yüzünden pişman olursun,onları pişman edersin,onları içine alan hayaller kurarsın,onlarla dans edersin,tartışırsın,planlar yaparsın,onları yüz üstü bırakıp çekip gidersin,geride bırakılan sen olursun,onları bekletirsin,beklersin.Onların arkasından konuşursun,arkandan konuşurlar.Onları incitirsin,onlara süprizler yaparsın.
Ve onun için nefes alıp verirsin,sade ve sadece hayatında ona aşık olacağına inanırsın, onu terk edersin,terk edilirsin.
Eğer sen bu döngüde dairenin merkezinde olmazsan,onlar büyür ve büyür,çoğalır ve genişler ve seni dairenin dışına iteklerler.Daire büyür ve büyür ve sen dışarda bir yerlerde küçülür ve küçülürsün.
En önce,her şeyden önce sen gelmelisin.
 Yoksa koskoca dairede bir nokta bile olamazsın
Dışarda bir yerlerde
Küçülür ve küçülürsün
.
.
.

Cuma, Nisan 8

Uzun vadeli planlar yapmamak lazım aslında.Ne zaman bir şeyler yapmayı sıralayıp planlasam hiç birini gerçekleştiremedim.Ve bir başkası tarafından gerçekleştirilecek olan planlarım da gerçekleşmedi.Bugün ablam geliyor sonunda,bi yazımda 18 martta geleceğinden bahsetmiştim,ama öyle olmadı işte,sonra yurt dışı planım-AGH-o da şimdilik askıya alındı,aklımda 1 yıl okulu dondurma düşünceleri dolaşıyor ama sonra baktım bunu düşünmeye de zaman var,bıraktım planlamayı.Martta istanbula gidecektim,o da gerçekleşmedi,15 nisan cuma akşamı ya da cumartesi sabahı gideceğim,İstanbula da,ha bunu da planlamadım.Zaman ne gösterir artık bilinmezcilerden oldum bu sıralar.Vizelerim başlıyor bu hafta onlara yoğunlaştım sadece,yarım yamalak onlar da.Bu aralar kendim dışında her şeyi düşünüyorum.

Pazartesi, Nisan 4

Kaç senedir aynı yüzün,aynı sesin ve aynı cümlelerin.Aynı isteklerin,çırpınışların,sebep ve sonuçların.Farkında olmadan karışmışssın hayata,etiketlenmiş ve damgalanmış.
Aynı yoldasın,aynı sıkıntılarda.
Kokun aynı,bakışların aynı.
Zaman sana uğramamış.
Büyürken sana tanıklık etsinler istedin,büyümedin.
Adın aynı.
Yolun aynı.
.
.
.

Salı, Mart 22

FİLM 3 : SİYAH BEYAZ

Siyah beyaz vizyona girdiğinde gitme fırsatım olmamıştı,dvdsini de  alıp izlememiştim,kısmet bugüneymiş.Bugün büyülü fener sinemasında ünlü oyuncularda vardı: Erdal beşikçioğlu ve Taner birsel(filmin oyuncularından bir tanesi).Ve bir de fadik sevin atasoy vardı,tabi görüpde tanımadıklarımda vardı neyse.Filme gelirsek,arkadaşlarım baya beğendi ama ben çok beğenmedim.Çok yavan işlenmiş bir kere konusu çok hoştu ama.Şevval Sam ın oyunculuğu berbat.O kadın şarkı söylesin,filmlere bulaşmasın mümkünse.Kadro iyi olmasına iyiydi de hayatlar çok nasıl desem basit ve amaçsız işlenmiş gibiydi.Yani o insanların hisleri çok basitleştirilmiş.Öyle bi mekandan ve kadrodan açıkçası beklentim çok büyüktü ama hayal kırıklığı oldu benim için.Erkan Can 'ın hayvanıyla olan ilişkisine bayıldım ama.Yer yer hüzün yer yer tebessüm vardı,tabiki kötü diyemem ama beklentilerimi karşılamadı.En fazla 6 verebilirim sanırım bu filme.

Pazartesi, Mart 21

Film Festivalinden Film 2 : ANA

Yürüyüp gelmişti işte bu çalıların arasına ve başladı dans etmeye,korkularından kurtulmuş...
**
Bugün yeni bir filme daha gittik,ismi ana.Japon yapımı.Başta Maksim Gorki'nin Ana kitabının filme uyarlanmış hali sandık ama hemen fikir değiştirdik,çünkü yarım yamalak okumuştum konusunu aklımda bir şey kalmamıştı ama o kitap olmadığını biliyordum.Bir anne ve oğlunun dramını anlatıyor.Öyle çarpıcı sahneler var ki inanılmaz etkilendim.Ne yapın edin bulun ve mutlaka izleyin.Şimdi baktım da zaten bir sürü ödül almış.Birazcık anlatayım filmi.
Dul kalan bir anne ve sessiz,utangaç oğlu do joon ana karakterler.Korkunç bir cinayet işlenir ve do joon bir numaralı şüphelidir,tutuklanır.Polisler üstün körü bir araştırmadan sonra davayı kapatırlar,ama annesi vazgeçmez.Annesinin soyunduğu avukatlık aslında ikisine de fena patlar.

-Ailen var mı?
-...
-Annen var mı?
-Ağlama

Bu öyle harika bi sahneki film benden 10 puan aldı.

Pazartesi, Mart 14

Elleri cebinde yürüyen adam,adımların hayatın ritimlerini kaçırmış gibi.Soğuğa aldırmadan geçen zaman kulaklarının arkasından akıyor.Islıkların buz tutmuş.Dudakların kaç zamandır hasret kelimelere,kendi sesin akan zaman içinde hapis.Ne dinleyebiliyorsun onu ne söyleyebiliyorsun.
Ceplerin,ellerin kokuyor.
''Hiç bir gün yeni bir birlikteliği getirmez,nefes almak benim için alışkanlığa dönüştüğü zaman aynalara bakmayı bıraktım''..
Sesin bu cümleleri giydi ve sen bir daha üstünden çıkarmadın.

***
Öykü yazmaya çalışıyorum ama kelimelerim bitti.

Cumartesi, Mart 12

Perşembe, Mart 10

Kulaktan Kulağa..(Haklar ve duygular)

Hep bir ağızdan sesleniyorduk ama duyamayacağı kadar küçük harflerle.Kendi kendimizi yiyorduk.Kelimelerimiz bıçak gibi dayanmıştı kemiğe.Kimsenin aklına sesli düşünmek gelmiyordu.Aslında geliyordu da kimse buna cesaret edemiyordu.Öğreneceksiniz demişlerdi,öğreneceksiniz.
_

Hem duymak hem de duyurmak ne denli önemli bir insan için?Günlük akıntıda kulaklarımıza teğet geçen ne çok sözcük var etrafta duymayı bilmediğimiz ya da duymak istemediğimiz.Ve başka kulaklara ulaştıramadığımız sözcükler.Bunu iki şey için ele aldım.
İnsana cesaret veren şeylerden birisidir,sesini duymak bana göre.Çünkü senin hakların ve duyguların vardır.Sen bunları karşı tarafa iletmek zorundasındır,sesin yol aldığınca yaparsın bunu.Engellerle karşılaşmazsan anormallik vardır.Bu genelde sesini haklarını korumak,savunmak için ya da bir başkasının hakları için yükselttiğinde oluşan engellerdir.Önce büyük şeyleri görürsen,küçük şeyleri gördüğünde kıyaslaman daha kolay olur.O yüzden insan olabildiğince bağırmalı ve duyurmalı sesini hem kendi hem de başkalarının hakları için.
Duyurmayı bildiğin gibi duymayı da bilmelisin.
Ne çok duygu var insan ellerinde.O eller seninkileri tuttuğunda hissetmiyorsan onları duymuyorsan ne çok eksiklik var ellerinde.Es geçilmeyecek kadar değerli cümleler kulağından girmeyi başardıkları ölçüde yaşamına yeni yeni anlamlar katabilir.O yüzden insan her defasında iyi açmalı kulaklarını.Aşka,nefrete,hüzne,mutluluklara.Çoğu vakit görmektense duymak birçok şeyin farkına varmanı sağlar,o ölçüyü iyi ayarlayabildiğin sürece.
...
Oysa göstermek istediği birkaç hareketten ibaretti,o şarkı söylemeyi tercih etti.

Çarşamba, Mart 9

Bulana Dek...


Bir yaşam boyu ne yapacaklarından çok ne yapmayacakların söylenir kulaklara.Ama bunu kulaklarım değil de ayaklarım duyar.Ve hareket hep ters istikamettir.Yollara savruldu kelimelerim.Ben en çok içlerinden özgürlüğü kullanabileceğim günü bekliyorum.Yaşayacağım gün kadar değil elbette.
İçlerindeki derin boşluğu aşırı neşe ve mutluluklarıyla örten insanlardan olamadım hiç..Onlar günü yalancı kahkalarla kurtarıyorlardı ama ben hep eksikliğini hissettiğim o özgürlük duygusunun keskin acısıyla günü bitiriyordum.Şimdi de öyle.
Şarkılarım var,evet,sözlerin arasına melodiler yakıştıramadığım.Şiir gibi de okunmaz.Ben o sözleri besteleyeceğim günleri bekliyorum.Yalancı eylemlerin çıplak söylemelerine inanmıyorum.Sana inanmıyorum.İkinci bir kişinin ne düşündüğünün önemi yok ben de.Mekan çok ben de zaman da çok.Ne eksik,onu bulana dek yürümek istiyorum.Ne istediğimi bulana dek.Beklentilerimi karşılayabileceğim yere varana dek.
Bir gün olsun sonuçları düşünmeden yaşamak istiyorum.Düşünmeden kararlar almak,düşünmeden sözler söylemek ve düşünmeden hareket etmek istiyorum.Planlar kurmamaya karar verdim.Çünkü ben de hepsi geri tepiyor.Neyi beklemesem ve istediğim halde evrene istemiyormuşum gibi yapsam ansızın beliriveriyor ya da pat gerçekleşiveriyor.Bunları dahi düşünmek istemiyorum.
Anlamsız olduğunu düşündüğüm( yine düşündüm) cümlelerin sahibi kağıtları çöpten alıp onlardan yol yapmak istedim,geçen herhangi bir akşamda.Yolculukları ne kadar çok seviyorum.Günlerce aç bir insanın çok lezzetli bir yemeği yerken ya da saatlerce çişini tutup da sonra yapmaya fırsat bulan bir insanın yaşadığı anlık ama o muhteşem hisleri yaşıyorum,trene binerken,giderken,giderken,giderken...
İlerde kendime geri dönüp baktığımda gerçekleşmemiş hayaller yığını görmek istemiyorum.O yüzden hem kendi hem ailemin hem de toplumun koyduğu kuralları ihlal ediyorum.
Kalan süreyi çizginin dışında yaşamaya karar veriyorum.Çoktan çıktım bile.Sadece gidiyorum kim olduğumu bulana dek.
Bir yere varmak şart mı?
Elbette,hayır.
Sırlarımı sır olmaktan çıkarabileceğim bir kuş var burda,ondan uçmasını öğreneceğim bir kuş..

Cuma, Mart 4

Perşembe, Mart 3

Pazartesi, Şubat 28

Yürü..

Eskimez denilen istekler sıralanır.Basamaklar büyür gözünde,büyür büyür.Bakmak yorar seni.Görmek çoğu kez yarım kalır,duyuşların aksaksa.Ve bazen kapanır eller ikisinin üstüne birden.Mutlu cümleler yazarsın,hüznün dibindeyken.Başkaları okusun diye.Sen oku diye.Kendi kendine iyi gelmeye çalışırsın,çünkü bir başkasının dokunuşları kaplamaz içindekileri,yine bir şeyler yarım kalır.Uzaklara itelersin umduklarını.Uzaklara gider umdukların.
Kovalamaca yok ellerinde.Toprağın en sıcak olduğu vakitlere gömülü.Yaşadığını sananlar da bulamayacağını bilirsin ya,kelimelerin toprakta tohum olur.Rüzgarlar getirir yağmurları umduklarının gittiği yerden.Filizlenmeye başlar yeni bir hayat.
Ön sözünü yazmaya çalışırsın ya da yaşarken yazarsın.Hikayenin oluşmasını bekleme,sen yürüdükçe zaten adımların onları yazacaktır.
O yüzden sadece yürü!

Perşembe, Şubat 24

Sır

Konuşulcak bir şey kalmayınca sırlar dökülebilir masaya.İnsan beyninde dönen paragrafların belki hepsini aktarmaz ama en alıcı cümleleri söyleyebilir karşısındakine sarhoş olmadan da yapabilir bunu.Ama genelde kendilerine dair şeyler olmaz bunlar.Bir başkasının sırrıdır.Sonrasında pişmanlık duyarlar mı bilemem ama,yeter ki susacak vakit kalmasın.
Sır sen ve senin aranda bir şey olmalı.Kulağa bir kez söylendi mi,dil bin kez söyler.Kimisi taşıyamayabilir tek başına belki,yükün birazını bir başkasına verebilir ama emin olunması gereken bir şey var ki verdiğin kişi o yükü taşımaz.O da bir başkasına verir.Ve bu böyle gider.Peki sen,sırrını veren kişi,sen de yapmaz mısın bunu bir başkasına?Sende yaparsın,çünkü ben hem senin hem de onların yaptıklarına tanık oldum.
Zamanımızın bol olması ve bunu yeterince iyi değerlendirememekti sorunmuz.Kafa yorunca ve sen hiç ... yaptın mı sorularına cevap verince ne kadar çok yapmak istediğimiz ve yapmadığımız şey varmış onu anladık,2 gündür buna yoğunlaştık ve planlar yaptık.Planlar,planlar.Okulda dans ve dramaya katılacağız.İlayla ben iş bulacağız yaz için para biriktirmek lazım,Özgünün birikiyor zaten.Ve bir izmir macerası var,yapmak istediğimiz çoğu şeyi o şehre sakladık.
Ve blog aklıma gelmişken yazayım,geçen seneydi galiba bi kafede otururken garson bana sizde devrimci tipi var demiş ve chp hakkında konuşmuştuk,geçende otostop çektiğimiz arabadaki adam sizde Atatürkçü tipi var dedi.Eve gelince aynada kendime uzun uzun baktım,nasıldı yani? O profil nasıl bir şeydi?Ama onların görüşleri hoşuma gitti.

Pazar, Şubat 20

Günümüze ve bana dair gibi


Pastel boya kutularımı buldum,çekmeceleri karıştırırken.Üstündeki kağıtlar soyulmuş,kimisi parça parça.Alacaklı gibi duruyorlar.Onları küçükken çok yormuş olmalıyım.Ve kapatıyorum kapağı.Kutunun içinde hareketlenmeler başlıyor,kıpır kıpır içindekiler.Anlıyorum ki renkler seslere dönüşüyor,sesler sözlere.
Birkaç cümlelik notlarımı buluyorum,geleceğe dair yazılmış.Ne olmak,ne yapmak ve nerde olmak istediklerime dair.Bir kaçını gerçekleştirmiş olmanın mutluluğuyla şarkı söylemeye başlıyorum.Yaptığım resimler canlanıyor,etrafa boyalarını saçıyorlar.Duvarlar renk renk oluyor,duvarlar içine hapsolmuş sesleri boyuyor.Siz göremezsiniz ama ben görüyorum onları.Gözlerim kamaşıyor.
Biraz daha altını üstüne getiriyorum çekmecenin.Altta kalan çoğu şey daha iyi diye düşünüyorum,insanlar ve ben hayatımızın altını üste getirmeyi bazen denemeliyiz diye düşünüyorum.
Bir fotoğraf çıkıyor,yırtık ve tozlu.Günümüzün adım atış şekli gibi.Bir arkadaşım ve ben.Eski bir arkadaşım ve ben.Zaman nesneler kadar insanları da eskitiyor.Yüzünü hayal etmeye çalışıyorum ama beceremiyorum.Yüzünü bir kalıba sokamıyorum.Belki de onu küçük burnu,çilli yüzü ve kısa saçlarıyla anımsamak daha güzel olur diyorum.Doğum günümde bana aldığı şemsiyeyi açıp altına oturuyorum.Bir şeyler dökülüyor kafama,saçıma bir dokunuyorum,ellerim anılarla dolu taşıyamıyorum.Yüzü gibi unutulmaya yüz tutmuş.En iyisi şemsiyeyi kapatmak diyorum.Kaçıyorum,günümüzün aşk anlayışı gibi,gerçeklere sırt çevirişi gibi,bencilliğe tutunuşu gibi.
Daha fazla kurcalamıyorum çekmeceyi.Nasılsa orda diyorum,nasılsa açar bakarım.Günümüzün hayalleri bekletişi gibi,mutlu olmaya üşenişi gibi,yağmur yağarken tohumları ekmeyişi gibi.

Cumartesi, Şubat 19

DUYDUM BİR RENK hışırtısı rüyamda..


kimsecikler yok burda.nereye doğru gidebilirim diye düşünüyorum sadece.Çalılar var sıklıkla,sanki arkalarından çizgi film kahramanları çıkacakmış gibi.Öylesine kandırmaca dolu ama öylesine renkli.Kelebekler var şimdi,kıskanıyorum onları.Hem kokularını hem vurdumduymazlıklarını.Aslında ben de güzel kokarım,bahar gibi.O zaman beni kim kıskanır?
Rüzgar dansa davet etti beni,gözlerim kapalı,püskürüyorum bulutlara kelimelerimi.Yağmur olup düşüyor toprağa ve bir çiçek büyümek için acele ediyor.Kokusu benim gibi.
Yeşil inatlaşıyor benimle,oysa değiştirmeyeceğimi biliyor.Siyah-beyaz görüntüler gerçekleri hem açığa vurmasını hem de saklamasını iyi biliyor.Diyorum ona,senin yapraklarında damla olmak yerine onlar toprağa düşüyor.Ve biz basıp geçiyoruz üstlerinden.Ama onlar değil,canı yanan bizleriz.
Bir fotoğraf karesine hapsetmiştim sesini.Uğultular arasından seçmeye çalışıyorum.Kahkaların gıdıklıyor beni.Anılar acele eden çiçeğin tomurcuklarına düşüyor şimdi,aniden,kaydılar elimden.
Sayıları atlayarak saymayı severdim,neleri kaçırdığımı bilmeden.Üçten yediye atlarken,bana vaadedilen şansları kırptım,kırptım.Bana göz kırpmalarına izin vermedim.ama kimseyi suçlamadım kendimi bile.
ağaçlar en sevdiğimiz şarkıyı söylüyor.
Görüntüler bulanıklaşıyor
Kaybolmaya başladılar
ağaçlar şarkı söyleyince ben uyanıyorum seslerine..


Gri bir kent,kırmızı ışıklarda soluklanan arabalar ve insan gürültüleri.Yeşili az kiri çok bu keşfedilmeyi bekleyen sokaklara aidim oysa ben.

Cuma, Şubat 18

BENCE;

  • hayatımda hiç hüzün yok çok mutluyum diyen insan yalancıdır.Bir insan nasıl kesintisiz mutlu olabilir?
  • Herkes El Lobo isimli filmi izlemeli çünkü günümüz Türkiye'sinde niçin terörün bitmediğinin cevabını bulabilirsiniz.Bir yazı yazacağım bununla ilgili.
  • Tatil sonrası toparlanmak cümlesi ne saçma bir cümledir.Sen zaten okul veya iş hayatından kısa bir süreliğine ayrılırsın ve toparlanırsın.
  • Mehmet ali erbil,hülya avşar,petek dinçöz ve özellikle de seda sayan bu topraklardan sürülmeli.
  • Kahve ve browni intense ikilisi süper.
  • Bazı blog yazarları sanal alemde kimlik yaratmış kendilerine.Bazılarının kelimelerinden kibir akarken bazılarıysa saçmalıyor.

Perşembe, Şubat 17

güzel olan ne biliyor musunuz?Kolay elde etmemek yani bir şey elde ederken geçen süre çok güzel.Çabalamak ve mücadele etmek hem de ne maceralar için!

Çarşamba, Şubat 16

Geçen yıl hazırlıktayken dönem içinde yüz puanlık tek sınav vardı ve ben ikinci dönemin o sınavında okuma parçasını okurken gözlerim dolmuş  ve ağlamaklı soruları cevaplıyordum.Parçada doğuştan gelen bir hastalığı olan çocuğu anlatıyordu,zamanla görme yetisini kaybedecekti,zaten küçük yaşta olmasına rağmen az görüyordu.Ve ailesi onun dünya güzelliklerinden mahrum kalmaması için dünya seyahatine çıkımaya karar veriyorlardı.Çocuk o kadar korkuyordu ki bu geziden zor ikna ediyorlardı ama çok güzel bir yolculuktu onun için.En son Japonya ya geldiklerinde-yanlış hatırlamıyorsam- çocuk artık tamamen körleşiyordu ve evlerine dönüyorlardı.

Salı, Şubat 15

Kırılgan eylemlerin,şahsına yapılmış haksızlıkların bir sonucu belki.Verdiğin tepkilerin, vermeyi istediğin tepkilerden farklı olması kabul edilebilir bir durum benim için,ama senin için değil.Çünkü içindeki ışıkları söndürürsen karnın ağrıyabilir.
Basite indirgediğin değerlerin gün gelir senin için anlamı çok büyük olabilir.Çelişki attığın adımlar kadar gerçek.Soyut düşüncelerin kaleme alınamayacak kadar ağır.İşin zor kısmıdır anlatmak,bunu yaşamamış ve seni anlayabildiğini söyleyeceklere anlatmak.
İşte onlar tarafından işgallere maruz kalan kulaklarının sağır olması da kabul edilebilir bir durum benim için ve bu sefer senin içinde.Çünkü senin dışından gerçekleşen eylemlerin benimsenmesi,kendi içinde gerçekleşenlerden daha az acı verir.Nedenini biliyorsun sorma o yüzden.Sen demedin mi?
Benim canımı benden daha fazla kimse acıtamaz.
Haklıydın.

Pazartesi, Şubat 14

İki Sokak Ötede


İnsan ilişkileri sayfaları eksik ucuz bir roman gibi.İyi başladığını düşünürsün sonra sıkar seni ve eksik sayfaları görünce bırakırsın okumayı.
İyi niyet göstergesi değildir çıkarlarına bürünmüş gülümsemeleri.Küçük yalanları önce kendi hesaplarına,kandırmaları kendi adlarına ve sonra sıra sana gelir,senin hesabına.
İnsan düşmanı değilim aslında tam aksine içimde veremediğim sevgiler yığını var.Ama toplum seni ‘kötü bir insan ol,çünkü diğerleri bunu hak eder’  diye şekillendiriyor.
Ve hayatta insanı yalnızlaştıran bir sahtelik var.Biliyorum çok takılmamam gerekir bu durumlara.Alışılmış şeyler benim için.Yine bir adım daha uzaklaşıyorum biraz daha geri çekiliyorum.Ama asla çizginin dışında kalıp hayatı seyretmem,sadece yönümü değiştirdim o kadar.
İki sokak ötedeyim,o kadar.

Pazar, Şubat 13

İhlal edilmiş kurallar bütünü.Biraz sessiz olsaydım duyabilirdim dışardakileri.Ne önemi var dünü hatırlatmanın penceredeki kuşa.O da bilir çünkü sen büyürsen ayrılıklarda büyür.
Tırnaklarına dolan kirler gibi gözleri.Bazen gölgelerine bile tahammül edemezken nefesleri tenimde.Bir gün batımı yalnızlık daha çok sever beni ve ben de onun adını.
Tanımadıklarım daha yakın bana,tanırsam biliyorum azalır sevgiler.O yüzden şimdilik bana adını söyleme.
Bir yol boyu kırıntılar,kimin buna daha çok ihtiyacı var?Bilirim,o yüzden üstlerine basmadan geçebilirim.
Kaybolursam bir gün eğer,bana şarkılar söyleme.Ne sesinize tahammülüm kaldı ne yalan yanlış gözlemlerinize.
Uzağımda olursan daha rahat nefes alabilirim.

Cuma, Şubat 11

TEHLİKE VAR : APTALLAŞMAK

Türkiye de herkesin kolayca yapabileceği bir eylem.Peki ne tarafından televizyon.
Eğer tv nin açılımını yapacak olursak ben bunu tehlike var diye açarım ve durum da bunu göstermekte.
Öncelikle kıt zekalı senaristlerin meydana getirmiş olduğu diziler insanların düşünebilme yeteneklerine zincir vurmuştur.Çünkü ne mantıklı bir kurgu var ne de izlenebilecek bir oyunculuk.İnsanların zamanlarının ve beyinlerinin sömürülmesinden başka bir şey değil bu.Televizyon izlenmesin diye bir önermede bulunmak bir bakıma yanlış çünkü çoğu insanın genelde (orta sınıf ve ekonomik düzeyi daha aşağıda olan ailelelerin) akşamları yapabilecekleri pek fazla bir şey yok.Olmayabilir de zaten.Sadece niçin kaliteli ve izlenmeye değer şeyler yok bu kutuda?
Diziler insanları gözü açık uyutmaktan başka bir işe yaramıyor.
İnsanları psikolojik açıdan da etkilemekte.Dizilerde gençleri özendirici o kadar saçma sapan sahneler var ki.Biz farkında değiliz ama onları bilinçaltımıza atıyoruz.Çocuklar duymasın dizisini haftada iki güne çıkartmışlar ve bu resmen müjde olarak veriliyor.Küçük sırlar dizisinin hala gösterimde olduğuna inanamıyorum.Ya bu insanlar biz burda ne saçmalıyoruz demiyorlar mı?Ha birde Osman var tabi ki.Bu dizi içinde şunu söyleyebilirim Osman'a artık sinir oluyorum.Küçük bir çocuğun sevimliliği insanları kendinden geçirdi.Geçenlerde haberde bir kadın ağlıyordu ne için? Osman için!
Rahatsız olduğum bir başka konuysa bu tvlerdeki tartışma programlarının bilmem gecenin saat kaçında olması.Tabi sen uyut dizilerle insanları sonra kapansın tv ve siz izlenmeye değer bu programları tvlerin kapalı olduğu saatte verin!
Yemekteyiz ve evlendirme programlarına hiç girmiyorum zaten,aslında çok küfür eden bir insanım ben ama bloğumda yer vermek istemiyorum.Çünkü bu programları küfürle tanımlayabiliyorum sadece.
Sonra haberleri izlesen,her biri bir şeyi empoze etmeye çalışıyor insanın kafasına.Zaten taraf olmaya çok meyilli bir toplmuz ya herkes kanalınıda belirlemiş kendince.Ve herkesin kendilerine göre doğruları da inanç haline gelmiş.
Bunlar amerikanın oyunları diye bitirmeyeceğim elbette (heheh).Türkiye nin ahlaki yapısına ve geleneklerine ters düşen çoğu dizinin bulunması ve can sıkıntısından arada bir baktığımda ekranın ötesindeki aptallaşmış,yozlaşmış ve oyunun parçası olmuş kişileri görmek gerçekten üzüntü verici.

Salı, Şubat 8

Geçenlerde pencereye sırtüstü uzanıp dışarıya tersten baktım.Sonra aklımdan,toprak ve ağaçlar üstümüzde,mavi ve pamuk şeker gibi görünen bulutlar altımızda olsaydı diye geçirdim.Yeşil bu sefer hiç zarar görmezdi ve aşağıya doğru büyürlerdi diye düşündüm.
Ama biz maviyi siyaha boyamasını bilirdik.Göçen bulutlara yeryüzünü dar ederdik.O zaman gökten yağmur yerine taşlar yağardı,irili ufaklı.

Pazartesi, Şubat 7

TARİHSİZ TAMLAMALAR

Öylesine bir yol değil bu.Çizdiğim zikzaklarda soluklarım renk değiştirir oldu.Yapboz parçaları gibi her biri bir yerlerde olan yaşanacak vakitlerim,bilirim ki tesadüfler yoktur,yalnızca bekletir oldu beni.Neye cesaret edeceğimi bilemezken henüz, hayat beni arkadan ittirir oldu,oysa ben de adımlarımı atabilirdim ama şimdi değil dedim.
Levhalara ihtiyacım yok,bir insan da olamaz ihtiyacım.Bu bana ait bir şeyler olmalı.Beni tamlamalı.Ama nasıl?Ya da bir insan mı yanıma alacağım,beni tamlayacağına inandığım.
Notlar alamam sürekli kendime dair,ışıklarım yetmez buna.
Hem kendinle sohbet edemezsin değil mi?

Cuma, Şubat 4

ALIŞVERİŞ ÇARESİZLERİ

Hukuk dersinde hocamın anlattığı konuyla alakası olmayan bir tamlama bu başlık.

Alışveriş çaresizleri,ne çok insanı barındırıyor içinde,avmlerden dolup taşan...Başkalarının eski deyip bir köşeye fırlattıkları bir başkasının ihtiyaçlarını karşılamakta.İhtiyacımızdan fazlasını tüketmeye bayılıyoruz.Kimisinin çok parası varken kimisinin yeterli parası yokken-yinede- lüks yaşamayı seviyoruz.Oysa bilinçli birer insan olsak hem dünya daha yaşanılası olurdu hem de çoğu insanın hayat koşulu daha iyi olabilirdi.Hem yeşili tüketiyoruz hem kendimizi.
Kıyafetlerde ve teknolojik aletlerde insanların bilinçaltına işleyen reklamlar ve markalar,-değerinin o kadar olmadığını düşündüğüm şeyleri-bireyleri daha çok almaya zorlamakta.Direnebilene aşk olsun.Şu anda geldi aklıma George Orwell ın Aspidistra diye bir kitabı vardı,kitabın kahramanı Gordon Comstock kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü rekalmcılıktan kaçmaya çalışmaktaydı ama geçirdiği süreç çok zorluydu.O yüzden bundan kaçış olmadığını biliyorum ama en azından aza indirgemekte fayda var.Eşyalarımı eskiyinceye kadar kullanmayı seviyorum,kullanılamayacak duruma gelene kadar kullanmayı.Ve avm ye girdiğimde de kaybetmiyorum kendimi en azından makul şeyler alıyorum ve paramı biriktiriyorum,bir kıyafete ya da telefona fazla para vereceğime bu parayı bir bilet almak,gezmek vs. için kullanıyorum ne olursa artık..
Çaresiz olmaya da gerek yok değil mi?
Bu arada hukuk hocamızın kredi kartı yok.Çok fazla seviyorum o insanı.Okullar açılsada görebilsem.

Çarşamba, Şubat 2

KOKU

Bir kente ya da insana yaptığım yolculuklarda parfümümün hepsini bitirmem bırakırım mutlaka dibinde.Çünkü kokular bana hep onları hatırlatır.Bir nevi fotoğraf işlevi var hem de daha fazla hissederek.Bir fıs yetiyor sonra yine aynı sahneler ve sonra geçiyor..
Şimdiki zaman geçmişteki saatlere tanıklık etmenin mutluluğunu yaşıyor.

Pazartesi, Ocak 31

GÜN YİTTİ TOZLU BİR RÜZGARDA

Sorunun ne olduğundan ve nasıl başa çıkabilirizden daha çok,onun problemlerini yok saymakla ve ondan normal davranışlar sergilemesini beklemekle ilgileniyorduk.Ufak tefek yanılgılarla nefes alıyorduk ama büyüyen yanılgıların altında kalacağımızı hiçbirimiz hesaba katmamıştık.Biz bir hayatı mahvediyorduk,bizim gibi olmayan birini bizdenmiş gibi sayıyorduk.
     Ana rahminden ayrıldığında ağlamamıştı.Ne ciğerlerine ne de beynine oksijen gitmişti.Annem oğlu Ahmet’i ölü doğurmuştu.Ve onlar hastahanede değil,köyde kerpiç bir evin soğuk odasındaydılar.Cehalet ve ilgisizlik Ahmet’in hayatını siyahlara boyayacaktı ve bizi hiç kapanmayan boşluklarla dolduracaktı.Hastahane koridorlarından sonra yeni bir hayat daha başlamıştı,milyarların içine bir bebek doğmuştu.O benim abimdi ve ben onun ilk anlarına tanık olmadan büyümüştüm.Diğer abimse her şeyin farkına varacak yaştaydı,ama kabullenmek zordu.Abim Ahmet de davranış bozukluğu ortaya çıktı.Ne annemin sütüyle beslenebildi ne de babamın sevgisiyle.Öyle bir ilgisizlikti ki bu tedavi görebilseydi abim belki şu anda olduğundan farklı olacaktı.Olacaktı.
Zaman geçiyordu büyüyorduk biz,en büyük abimle ben büyüyorduk.Ahmet hep düşüyordu,hep bir şeyleri kırıyordu,hep yaralanıyordu,düşürülüyordu bazen de dayak yiyordu.Oysa en çok onun ihtiyacı vardı oyuncaklara,arabalara,baba elinden tutup parklarda salıncaklara binmeye.En çok onun ihtiyacı vardı sağlıklı beslenmeye,cesaretlendirilmeye,sevildiğini hissetmeye,öpücüklere boğulmaya.Eksik büyüyordu işte,bir yanı hep eksik.
Biz veremezmiydik sanki?Ama o bizim için hep susması söylenen çocuktu .Her şey cıstı onun için,dokunmamalıydı.O normaldi de her şeyi normal değilmiş gibi yapıyordu.Asıl bizler –miş gibi yapıyorduk.Kendimizi çok büyük yalanlarla kandırıyorduk.
Ve abim okula başladığında okuma yazmayı bir türlü öğrenemedi.Ah canım annem ne de çok emeği vardı onda,hiç okulundan çıkmazdı,masadan kalkmazdı.Okumayı da yazmayı da hep annem öğretti.Arkadaşlarıyla anlaşamazdı,kavga ederdi sıkça ve dayak yerdi.Aynı okuldaydık onunla.Bu hallerine dayanamıyordum ama onun elinden tutmasını ben bildim ama babam bilmedi.Erkek gibi kavga ederdim arkadaşlarıyla bazen ben de dayak yerdim.Ne zorlu bir süreçti benim için.Onun alaya alınması beni ve annemi hep kahrederdi.Boşluklar hızla büyüyordu.
Abim liseyi okumadı,istemedi.Biz de kabullendik.Artık evdeydi ve başlıyorduk.Babam daha fazla dövmeye başlamıştı abimi.Onun zihinsel olgunluğa ulaşmasına izin verilmiyordu evde.Aslında biraz titrenseydi üstüne her normal insanda olan kabiliyetleri kazanacaktı.Biz ne yapıyorduk?Öldürüyorduk onu.Konuşması yasaktı,bir şey söyleyecek olsa susturuluyordu.Çok yese sürekli laf ediliyordu.Hakaretlere maruz kalıyordu.Dışarda onu gözetelim derken evin içinde onu söndürüyorduk.Toplum içine girmesine izin vermedik,onu ne sinemaya götürdük ne tiyatroya.Kız arkadaşı bile olmadı.Ölesiye yalnızdı.Renkleri unutmuştu,renklerin kokusunu unutmuştu.Bir keresinde kavgamızda bağırmıştım ona intihar etde kurtulalım senden diye.Ah Tanrım,nerden bilebilirdim yiteceğini..
Yiteceğimi..

Bir zaman sonra,o öldü,o kendini öldürdü,beni öldürdü,ellerimi ,dilimi ,kelimeleri ,sesimi öldürdü.
İntihar etti,rüzgarın gidişyle o da gitti.Ne büyük pişmanlıktı benim için.Öyle şekil ve renktelerdi ki ailenin geri kalan bireyleri, ben onları hiç tasvir edemedim.Hatıralar yağmur gibi yağdı ellerime,ben onu hep kötü günlerle hatırladım.Biz bir şey paylaşmadık,konuşmadık.Ben paylaşmadım,konuşmadım anlamadım onu.Eskisi gibi hayatıma devam edemedim.Sorsanız ne haldeyim,ben hiçbir şeye özne olamadım.

Gün yitti tozlu bir rüzgarda,o yitti..onun günleri yitti.Es rüzgar es nasılsa geri gelmeyecek hiçbir şey..


Dip not:Hikaye yazmaya çalışıyorum,kurguladım.

 

Pazar, Ocak 30

SÜREÇ,SIFAT VE ENLER

       Hepimiz bir sürecin parçasıyız,farklı zaman dilimlerinde(bize vaadedilen).Ben bir sürecin parçasıyken düşüncelerimin bir oluşumdan yoksun olması düşünülemezdi.
Bu yüzden düşündüklerim(ne hakkında olursa olsun) bir şekle tabi olmasını istemiyorum.Bir yere varmasını istemiyorum,nokta koymak istemiyorum.Yığılarakta ilerleyebilir ya da gelişerek daha çok şey toplayarak,sağa sola da sapabilir,ama yeterki bir yere varmasın.
   Buna bağlı olarak enlerim oluşmuyor artık,önceden en sevdiğim film,şarkı vs. vardı.Bir şeyi çok beğenmeme rağmen o benim en beğendiğim şey olmuyor.Biliyorumki daha iyileri çıkacak.Çünkü gördüklerim,öğrendiklerim,dinlediklerim,okuduklarım süreç.Kalıplara sokmadığım.
   Ve sıfatlarım,niteleyen belirten sıfatlarım değişmekte.Sonsuza akan bir su gibi sürekli ilerlemek.İstemem bu sular denize dökülüp basmakalıp şeylerle bir olsun.

Cumartesi, Ocak 29

Avuçlarımdan döküldü çakıl taşları...Kıskandığım şiirlerin en güzel kelimelerine
Geceden gelen öksürmeler gibi sesleri...Her duyuşumda bir
başkasının hikayesi,bir başkasının düşüşü
bir başkasının düşü
Şimdi ayaklarımın dibinde aynı taş yığını
Ben sevemem insanları.Birinde görebilirim hepsini.Kareli bir defterin tek
yaprağı gibi.
ama özensiz
ama hep aynı çizgi.
Değil mi ki onlar dört duvar arasında,köşelerinde biriken,hep aynı açıdan bakan
bakılan.
Kolayca şekil alabilen iğrenç mimikler,sesler,eller,gözler..
Kelimeler,cümleler,hisler,bakışlar..
doğal olmayan bir tek şey var o da insan.Doğaya aykırı olan,doğanın içinde sırıtan bir tek şey var o da insan.
bu kadarı fazla,fazla bu kadarı.
değiş-tokuş yapsam yapraklarla onları
Ve uyusam yapraklar arasında
Gelmez burnuma insan kokusu
Ve uyusam yapraklar arasında
doğanın verdiklerini geri almak için debelenmesine aldırmadan
Uyusam yapraklar arasında
Uzunca bir süre..
çerçevelettik astık duvarlara
zor geldi giymek üstümüze
anlık ve sahiden yaşanan tüm hisler
paslı bir çivi koynunda
bırakıldı çürümeye

korkuları bağırta bağırta
yırtılırcasına sesi
çocukluğumuzdan kalma uçurtmaların
tepesinde
salmaktansa gökyüzüne
rast geldiğimiz her anda kapattık yüzümüzü
şapkalarla
dönüverdik ilk köşeden
kalkık ceket yakalarıyla

çekip koparılan bir takvim yaprağı daha
çöpe
her koparılışta kalanda bir artış
geçen günler
yaşayamadıklarımız kadar eksiltti bizi
hayır,hayır aslında
biz eksilttik kendimizi

sakındığımız sevgiler
tüketilmesine izin verilmeyince
bozuldu
arka bahçemizde
kokan bir gölge
kokan bir sen
ben
o
onlar
ve siz
yürünmez oldu sokaklar
burunlarda mendilsiz
ne acıdır ki
herkes kendi kokusundan
habersiz.

g.K
Kırık tablodan akan renkler boyuyordu zemini.Elini renge bulamak istemedi.Biliyordu çünkü,çok konuşan yalnızlığı kendisini resmeden her şeyden nefret ederdi.
Bir konuşma sırasında 'çıkabileceğin her merdiven seni benim nefesime biraz daha yaklaştırır,ineceklerinse köklerime,hareket etmediğin sürece de saracağım seni' demişti,yalnızlığı.O anda düşleri,umutları,mutlulukları,sevdikleri arasında gitti ama gelmedi.Kapıyı sonuna kadar aralayıp aceleyle çıktı.Bilemezdi kendisinin açık bıraktığı kapıdan zile basarak gireceğini.Yalnızlığıyla selamlaştı,girdi içeri.Korkutuyordu şimdi,ellerinin biraz mavi ve yeşilden,biraz mor ve sarıdan,biraz da kırmızıdan alabileceği nefesi.
Gitti,yüzündeki şekilsiz yalnızlığa su serpti.
  İnsanlara karşı bir şey hissetmediğimde nefret etmeyi öğrendim.Dediğin gibi boşluklar her zaman doldurulurdu.Ekşi,rahatsız edici ama bağımlılık yapan bir tat.Ayaklarımın,gözlerimin,ellerimin ve dudaklarımın bana ait olmadığını anladığımda acının var olmadığını öğrendim.Ölüm dışında.Düştüğünde kanayan,gördüğünde körleşen,burkulduğunda onarılmayan soyut varlığın,başı açık sonu kapalı bir çizginin üzerinde Tanrı'yla dans etmesinin huzur verdiğine tanıklık ettim.Dediğin gibi biraz ilerlemek yetiyordu,bir sonraki adım seni başlangıca yaklaştırıyordu.Huzura ramak kala yorulmaksa kaçınılmazdı.Herkes sıfır noktasına gelemiyordu.
   Göle atılan bir taşın yarattığı etkisinin sesinden kuvvetli olduğunu anladığımda,kendimi çırılçıplak,uçurumdan sulara bıraktım.Ama sesim bedenimden ağırdı.Bir taş kadar olamadım.Battım,battım.Battıkça nefes aldım.Dediğin gibi yer çekimine karşı koyamayacak kadar sarhoşluk,yere kapaklandığında taş zeminin soğukluğunda,kulaklarına göle atılan taşın sesini doldururdu,zayıf sesini.Bilirdin ki su herkese sahip olduklarıyla muamele ederdi.
   Gözlerim kapalı geldiğim dünyadan gözlerimi kapatarak gideceğim,açık kaldığı sürede yaşadıklarım kırılgan boşluğumu dolduracak.Dediğin gibi boşluklar her zaman doldurulur.
Kaç durak sonra inmem gerekti bilemedim.Sahip olduğum her şeyi ve olamadıklarımı geride bırakıp yol almak nasıl bir duyguydu hissetmek istedim.Yürüdükçe ağırlığım artıyordu,çünkü adımlarım peşi sıra ipleriyle geliyordu ve ben yönetiliyordum.Çünkü yaşamın ipleri hiçbir zaman senin ellerinde değildi.Bir rüya gibi sonu zihninde ama başlangıç hep belirsizdi.Yorgunluk değil bedenimi yavaşlatan,bir arayış zihnimi bulandıran.
  Beni tutan ipler daha çok yere değmeliydi,daha çok uzamalıydı.Daha çok insandan geçmeliydi...O ipler ıslanmalıydı,yıpranmalıydı.O ipler öyle uzun olmalıydı ki,tutunduğumda arkadan tek bir itişle yine gökyüzüne değmeliydi ve hissetmeliydim..
Ayaklarımla tutunup,yeryüzüne sarkabilmeliydim,ellerim boşlukta..
Ben henüz yapamadım.

Cuma, Ocak 28

Rüzgar zamana şarkı söylerken dans etmemek mümkün değil.Parmak uçlarında bazen hayat gerinip gerinip kollarını açarken neleri kucaklamaya hazır olduğunu sen de benim gibi bilmezsin,sarsan kendini ne çok şey sendedir fark etmezsin.
Ve saçmadır,gerçekten tam bir saçmadır,evrene düşsel güzelliklerini,kirli düşüncelerini saçmadır,raylar üstünde dans ederken vaadedilmiş yaşam.
Kaç tren gelir geçer binmezsin.Binsen yanlış yerde inersin.Geriye dönmek istesen yorulursun yollarda çünkü aynı değildir sen ilerledikçe arkanda oluşan yollar ve esen rüzgar seni uğurlarkenki gibi değildir.Soluduğun hava bile gerçek değildir.
Ya da beklersin gelmesini umduklarının,ama bu hep insan değildir.
En azından benim için.Beklediğim insan değildir.

YALNIZLIK

Yalnızlık bir oyuncak gibidir kullanmasını bilene..
Kalabalık telaş demektir,hızlı adımlardır,koşuşturmacadır,çarpmaktır son süratla.Eylemlerini sürekli başkalarına göre ayarlamaktır,can sıkar havanı paylaşmak zorundasındır,can sıkar dar bir yolda sıkışmak zorundasındır,can sıkar bakışlarını kaçırmak zorundasındır çünkü onlar hoşlanmazlar sabah otobüste yüzlerine gülümseyenlerden,asansörde merhaba diyenlerden,inerken iyi günler dileyenlerden..
Tek başınalık daha iyi doldurur vaktini.Çünkü sessizlik ve sakinlik seni düşünmeye iter.Düşüncelerin ağır ağır geçer zihninden içerisi dışarısı gibi değildir,konuşmadan da duyarsın kendi sesini.Bir tek senin sözün geçer,senin isteğine bağlıdır yalnızlık..Bu bir insanın ya da insanların yanında olup olmama durumu değildir,bu senin kendinle olup olmama durumundur.
Ağlayan bir çocuktur insanlık,ona oyuncağını verdiğinde susar bir süreliğine,o anki ihtiyacının karşılanması üzerine..Hoşuna gider,okşar ruhunu ve oyuncağını alıp oynar kendi başına.Çünkü herkesin buna ihtiyacı vardır,kimisi istemez yalnız kalmayı,kimisi kabullenmez,kimisi bilmez,kimisi anlamak istemez.Böyledir yalnızlık onunla iyi vakit geçirmeyi bilmek gerekir çünkü düşünürsün eğer düşünürsen varlığın bir anlam kazanır,yalnızlık var olmanın diğer bir adıdır,bu yüzden severim yalnız kalmaları..

ÖYLE Mİ?


Son zamanlarda ne kadar  kötü şarkı söylendi kulaklarıma.Ne zaman kapandıysa gözlerim ben hiç ağlamadım.Hep duydum ama umursamadım.Peki ya sen ne zamandır farkındasın seni telaşlara sürükleyen eksik umutlarının  sırtında delice yaralar açtığının? Üç beş sekiz ya da yirmi üç yıl yaşadın o kadar ya da vardın bir kutuda ya da toprak yoktu ayaklarında,ama sen anlamadın.Hiç anlamadın,bir anlaşma imzaladın.Bilincin yerinde miydi? Bunu bilmiyorum.ama yanlışlara kabul dedin,hayal edip beklemeye ve gerçekleşmemesine kabul dedin,acıyı sevdin ,zaten ilk sesim ağlarken duyulmuştu dedin.
Tek kelimelikti cümlelerin,neyse ki vardı yüklemlerin.
Arkası boş kağıtlar elinde,doldurmam gerekli diye düşündün.
Ne yazacaklarında belliydi.Ama bunları sen belirlemedin.
Neydin sen ya da kimdin sen mi demeliyim?
Susma bu hayatta,şimdi susma karşımda!
Gündelik yaşama demiştim sana
Gündelik cümleler kurma!